Corporate Governance Güncesi

Share

Solvency II,

KOBİ’ler için UFRS,

Ekonomik Kriz & Basel II


Finansal kriz merceğinde Basel II 

Yaşadığımız son finansal kriz sonrası eleştirilere ve suçlamalara maruz kalan kesim ve yaklaşımlardan biri de Basel Komitesi ve Basel II yaklaşımıdır. Bankalar tarafından Basel II standartlarına uyuma yönelik olarak yapılan çalışmalar şüphesiz krizin etkilerini azaltmıştır ancak bu Basel II’nin gerek teoride ve gerekse uygulama yaklaşımlarında iyileştirmeye açık alanların bulunmadığı anlamına gelmemektedir. İyileştirilmeye açık bu alanları Basel II’nin üç yapısal bloku açısından değerlendirdiğimizde şöyle bir görüntü ortaya çıkmaktadır; 

I. Minimum sermaye yeterliliği

İlk olarak, krizin temel nedenlerinden olan karmaşık türev ürünlere Basel II’nin kapsamında sermaye ayrılması sırasında yapılacak değerlendirmeye ve bilanço dışı ürünlerin bilançoya alınması sırasında ortaya çıkacak risklere ilişkin derinlemesine bir çalışma ve düzenleme gerekmektedir. Bir diğer zayıflık ise Basel II yaklaşımında bankaların bir yıl içinde belli bir güven aralığında batma olasılığı üzerinde durulmasıdır. Yaşadığımız kriz, bize finansal piyasaların, bankaların ve finansal enstrümanların birbirine direk olarak bağlı olduğunu ve bu anlamda sistemik riskin bir şekilde dikkate alınması gerektiğini öğretti. Sistemik riske yönelik bir minimum sermaye miktarı hesaplanması bu konuya bir çözüm olabilir. 

II. Sermaye yeterliliğinin denetimi

En temelde, bankaların sağlam bir risk yönetiminin oluşturulmasını, birinci yapısal blokta dikkate alınmayan risklerin değerlendirilmesini ve düzenleyici otoritenin denetimini öngörmektedir. Yapılan analizlerin ve öngörülerin, bağımsız bir komite tarafından değerlendirilmesini sağlamak ve belirli kurallar çerçevesinde bu analizlere ve öngörülere göre hareket edilmesini sağlamayı zorlamak gereklidir. Aksi halde, risk yönetimi fonksiyonu zorunluluktan kurulmuş olan ve yönetimce alınan kararları yönlendiremeyen bir birim olarak kalacaktır. Krizde yaşananlara baktığımızda birçok bankanın likidite krizi ile karşı karşıya kaldığını görmekteyiz. Likidite riskini, minumum sermaye yeterliliği adımında değerlendirerek, yasal asgari sermaye tutarının bir faktörü olmasını sağlamak önemli bir adım olabilir. 

III. Piyasa disiplini

Yine kriz esnasında gördüğümüz bir gerçek de, yeterli likiditenin olmasına karşın, piyasada oluşan güvensizlik sonucu bankaların likidite krizine girmeleriydi. Piyasa disiplinini oluşturmayı hedefleyen üçüncü yapısal blok çerçevesinde, söz konusu güvenin sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdır. 

Basel II yaklaşımının risk yönetimi ve sermaye yeterliliği alanlarında sahip olduğu standartlarla krizin etkilerini azalttığı bir gerçektir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, krizin patlak verdiği dönemde ve hatta günümüzde Basel II’yi uygulamaya alan ülkelerde bir geçiş dönemi yaşanmaktadır ve standartların tamamına henüz istenen düzeyde uygunluk sağlanamamıştır. Krizden çıkan dersler doğrultusunda geliştirilmiş bir Basel II yaklaşımı, tam anlamıyla uygulamaya geçtiğinde gelecekte karşı karşıya kalınacak finansal krizlerde çok daha etkili olacaktır. 

Kaynak : (Alıntıdır)
The Deloitte Times Temmuz-Ağustos 2009 – 3. sayfa
Erkan Doğan
Müdür, Kurumsal Risk Hizmetleri
Deloitte

 

KOBİ’ler için Uluslararası Finansal Raporlama Standardı yayımlandı 

Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) KOBİ’ler için Uluslararası Finansal Raporlama Standardı’nı (UFRS) yayımladı. Bu adım Türkiye’de KOBİ’lerin uluslararası standartlarda finansal raporlama yapmalarına önemli katkıda bulunacak. Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu nezdinde KOBİ Muhasebe Standartları Çalışma Grubu Üyesi, Deloitte Türkiye Denetim Ortağı, TMSK Eski Genel Sekreteri ve SPK Eski Uzmanı Saim Üstündağ, finansal raporlamanın KOBİ’ler için önemini ve yeni yayımlanan UFRS’nin sağlayacağı yararları vurgularken, bu konuyla ilgili soruları da yanıtladı. 

UFRS’nin uygulanmasıyla, Türkiye’nin KOBİ’leri uluslararası düzeyde kabul görmüş etkin bir raporlama sistemine geçmiş olacak. Böylece bir yandan kurum kendi faaliyetlerini ve performansını daha sağlıklı bir şekilde ölçerken, finansman ihtiyacı için dış kaynak temininde de önemli bir rekabet avantajı sağlayacak. Uluslararası kabul görmüş standartlarda finansal raporlama yapan KOBİ’ler, borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi, uluslararası şirket satınalma/birleşme veya yeni işbirliklerinde avantaj sağlamanın yanında, geleceğin büyük firması olarak KOBİ’lerin, ileride sermaye piyasalarına açılmasını kolaylaştıracak ciddi bir ön hazırlık gerçekleştirilmiş olacak. 

Yazının devamında yer alan başlıklar aşağıdaki gibidir;
KOBİ’ler için UFRS’ye neden ihtiyaç duyuldu?
KOBİ’ler için UFRS’nin uygulama kapsamı nedir?
KOBİ’ler için UFRS’nin tam set UFRS ile ilişkisi nedir?
KOBİ’ler için UFRS’nin tam set UFRS’den farkı nedir?
Ne zaman yürürlüğe girecek?
Ülkemizde uygulanma durumu nedir?
Halka açık şirketleri veya kamuya karşı sorumluluğu olduğu belirtilen şirketlerin finansal raporlamasına etkisi ne olacak?
KOBİ’ler için UFRS’nin istikrarı nasıl sağlanacak?
Bundan sonraki aşamalar neler olacak?

Yazının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Kaynak:(Özettir)
The Deloitte Times Temmuz-Ağustos 2009 – 1,8. sayfalar
Erkan Doğan
Müdür, Kurumsal Risk Hizmetleri
Deloitte

 

Solvency II

Sözlük anlamıyla borçlarını ödeyebilme kapasitesi anlamına gelen solvency, Türkçeye “yükümlülük karşılama yeterliliği” olarak çevrilmektedir. Yükümlülük karşılama yeterliliği, şirketlerin sigortalılara karşı olan yükümlülüklerini karşılayıp karşılamayacaklarına dair işletme hesapları ve olası değişimler hakkında bilgi sunan bir uygulamadır ve bu uygulamayla, şirketlerin belli bir anda borçlarını karşılamaya yeterli olup olmadığı ölçülmektedir. Sigorta sektörünün Basel II’si olan Solvency II – Sermaye yeterlilik rejimine Avrupa’daki tüm sigorta şirketlerinin Ekim 2012’ye kadar hazır olmaları beklenmektedir. 

Solvency sisteminin amacı, sigorta ve reasürans şirketlerinin finansal açıdan güçlü olmasını ve özellikle zor dönemlerde (örneğin büyük kayıplara yol açan olayların veya ekonomik krizlerin meydana geldiği zamanlarda) sağlıklı şekilde faaliyetlerini yürütebilmelerini sağlamaktır. Böylece hem tüketiciler hem de şirketler korunmuş ve bir bütün olarak finansal sistemin istikrarı sağlanmış olacaktır. 

Avrupa Birliği’ne bakıldığında, hayat branşında yükümlülük karşılama yeterliliğiyle ilgili ilk düzenleme, hayat sigortacılığına ilişkin 1979 yılında çıkartılan 79/267/EEC sayılı Direktif çerçevesinde, hayat dışı branşlarda yükümlülük karşılama yeterliliğiyle ilgili ilk düzenleme ise, hayat dışı sigortacılığına ilişkin 1973 yılında çıkarılan 73/239/EEC sayılı Direktif çerçevesinde yapılmıştır. Söz konusu Direktiflerde yer alan yükümlülük karşılama yeterliliğine ilişkin düzenlemeler, hayat ve hayat dışı için 2002 yılında güncellenmiştir. 

Solvency II projesi Avrupa Birliği’nde Solvency I ile başlayan çalışmanın devamı niteliğindedir. Solvency I Avrupa Birliği tek sigorta piyasasında sermaye yeterliliği rejimini yeniden düzenleyip güncelleştirirken, Solvency II çok daha kapsamlı düzenlemeler getirmektedir. Solvency II’de ana hedef, solvency sistemini oluştururken sigorta şirketinin karşı karşıya kaldığı riskleri daha iyi değerlendirmektir. Solvency II mevcut sistemi çok daha geniş bir perspektiften gözden geçirirken, günümüzdeki çok çeşitli riskleri, risk yönetimi, finans teknikleri ve finansal raporlama gibi uygulamaları dikkate almayı amaçlamaktadır. 

Mevcut sistemle arasındaki bir diğer temel fark, Solvency II’nin varlıkları daha detaylı şekilde incelemesi, hem varlıklar hem de yükümlülükleri daha sofistike metotlarla ele almasıdır. Bu çerçevede, Solvency II tek başına muhasebe penceresinden yapılan hesaplara ve aktiflerin durumuna değil, gerçek risk ölçümlerine dayanmakta ve varlıklarla beraber yükümlülükleri de daha fazla dikkate alan bir uygulama getirmeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak, yeni sistemin hem daha “dinamik” hem de daha fazla “riske dayalı” olmaktadır. 

Solvency 2Yeni sistem üç sütunlu bir yapıya sahip ve bu açıdan bankalar için kurulan Basel II sistemine benzemektedir. Birinci sütun Solvency’nin nicel yanıyla yani, muhasebe penceresinden (aktif-pasif dengesi) bakıldığında ölçülebilen riskleri karşılamak için gerekli olan sermayenin hesaplanmasıyla ilgilidir. Amaç, sigortacıların tutması gereken sermayeyi en iyi şekilde belirleyen bir sistem geliştirmektir.

İkinci sütun ise denetim incelemesinin gözden geçirilmesinin yanında, solvency’nin nitel yanıyla, yani birinci sütunda hesaplanamayan risklerle, risk yönetimiyle ve yönetişimle ilgilidir. Buradaki amaç, sigorta şirketlerini daha etkin bir risk yönetimi geliştirmek için teşvik etmek ve etkili denetim mekanizmaları getirmektir. Üçüncü sütun ise finansal tablolara ilişkin açıklama gereklilikleriyle ilgilidir. Bu sütundaki temel amaç ise, şirketleri Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına (UFRS) uyumlu ek beyanlar vermeye zorunlu kılarak şeffaflığın artırılması ve piyasa disiplininin sağlanmasıdır.

Peki Solvency II ile hayatımızda neler değişecek?

  • Sigorta şirketleri, yasal sermaye yeterliliği yükümlülüklerine karşılık olarak sermayelerini optimize etmeye çalışacaklar, bunun sonucunda da sermaye yeniden yapılandırılmalarının, el değiştirmelerinin muhtemel bir sonuç olarak karşımıza çıkması bekleniyor.
  • Küçük, ürün çeşitliliği sınırlı olan, niş oyuncular için oldukça zorlu bir süreç olacak, bu sebeple 2009-2012 yılları arasında şirket birleşmeleri sonucunda, daha az sayıda sigorta şirketi fakat daha fazla ürün çeşitliliği görülecek.
  • Ürünlerin riske duyarlı fiyatlanmasıyla yeni bir dönem başlatılacak ve bunun sonucu olarak daha detaylı bir müşteri segmentasyonu yapılacak: müşteriye daha fazla değer katacak ürünlerin sunulması sağlanacak.
  • Sigorta şirketleri risk yönetimi yaklaşımlarını dipnotlarda daha şeffaf bir şekilde belirtecekleri için, rating şirketlerinin verecekleri ratingler şirketin risk yönetim becerilerinin ne derece sofistike olduğuna göre değişecek. Şirketler, bu dipnotları, analistleri etkilemek için önemli bir araç olarak görecek.
  • Solvency II’nin getirdiği karmaşık hesaplamalar ve risk yönetimine ilişkin detaylı çalışmaları sağlıklı bir şekilde gözetmek ve yönetmek için kalifiye eleman ihtiyacı artacak, kalifiye eleman istihdam edilmesi ve eğitimi için kaynak ayrılması zorunlu hale gelecek.

Solvency II ile ilgili kaynaklar:
The Deloitte Times Temmuz-Ağustos 2009 – 4. sayfa
Yükümlülük Karşılama Yeterliliği: Solvency II, Sibel Türker, Deloitte
Avrupa Birliği Solvency II Projesi, Onur Acar
Avrupa Birliği’nde Yükümlülük Karşılama Yeterliliği: Solvency II, Sigorta Araştırmaları Dergisi, TSRŞB, Onur Acar, Ekim 2005
Solvency II, Sigorta Çeşitleri, Sigorta Şirketlerinde Finansal Yönetim, Presentation
Solvency II, Sigorta Çeşitleri, Sigorta Şirketlerinde Finansal Yönetim, Research Report
Solvency II Glassory
Solvency II: Understanding the Process
CEA Solvency II Introductory Guide, June 2006
CEA Impact Assessment Survey Result

Share

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.